Açıklamada, son yıllarda sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerine çıkması ve yağışların ciddi biçimde azalmasının tarımsal üretimi olumsuz etkilediği ifade edildi. Tahıl üretiminde yaşanan rekolte düşüşlerinin gıda güvenliği açısından risk oluşturduğu belirtilirken, iklim krizinin artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda su ve gıda güvenliği meselesi olduğu kaydedildi.
Trakya’da özellikle ağır sanayi faaliyetleri ile çeltik üretiminde denetimsiz su kullanımının su kaynaklarını hızla tükettiğine dikkat çekilen açıklamada, yeraltı sularının giderek derinlere çekildiği ve bu durumun hem içme suyu hem de tarım açısından ciddi tehdit oluşturduğu vurgulandı. Bölgenin zaten “su fakiri” olduğuna işaret edilerek, azalan yağışlarla birlikte riskin daha da arttığı ifade edildi.
Dernek, Edirne’deki Kayalı ve Süloğlu barajlarındaki su seviyelerinin endişe verici olduğunu belirterek, “Kaç aylık suyumuz kaldı?” sorusunun artık herkesin ortak sorusu haline geldiğini dile getirdi. Taşkınların ise su bolluğuna değil, iklim krizinin yarattığı dengesizliğe işaret ettiği belirtildi.
Açıklamada ayrıca, Trakya’daki su kaynaklarının İstanbul ve Çorlu-Çerkezköy sanayi bölgelerine taşınmasına yönelik projelerin durdurulması çağrısı yapıldı. Havza bütünlüğünü bozan uygulamaların geleceği tehlikeye attığı ifade edildi.
Çevresel tehditler arasında meralarda açılan taş ocakları, nehir yataklarındaki kum çıkarma faaliyetleri ve nehir içi yapı projelerinin de yer aldığı belirtilirken, Edirne’nin üç nehrinin korunmasının hayati önemde olduğu vurgulandı.
Öte yandan İğneada’da planlanan nükleer santral projesine de değinilen açıklamada, bu tür tesislerin yüksek miktarda su tükettiği ve olası bir kazada ciddi çevresel riskler barındırdığı ifade edildi. İğneada’nın longoz ormanları ve su havzalarıyla Trakya için kritik bir ekosistem olduğuna dikkat çekildi.
Edirne’de son dönemde yaşanan su kesintileri, bazı mahallelere tankerle su taşınması ve su kalitesine ilişkin şikayetlerin de halkın endişelerini artırdığı belirtildi. Şebeke suyunun içilebilir kalitede olması gerektiği vurgulanarak, analiz sonuçlarının düzenli ve şeffaf biçimde paylaşılması istendi.
Dernek, kontrolsüz açılan su kuyularının yeraltı su seviyesini düşürdüğünü ve uzun vadede daha büyük bir su krizine yol açabileceğini ifade etti.
Basın açıklamasının sonunda 2026 yılı için taleplerini sıralayan dernek, şebeke suyunun içilebilir hale getirilmesi, kamusal çeşmelerin yeniden açılması, su depolarının denetlenmesi, atık suların geri kazanımı ve suyun adil fiyatlandırılması gibi önlemlerin hayata geçirilmesini istedi.
Açıklama, “Su varlıklarımız şirketlerin değil, tüm canlıların ortak hakkıdır” ve “Trakya’nın suyunu sanayiye ve ranta teslim etmeyeceğiz” ifadeleriyle son buldu.
